Thrown a Lifeline (Turkçe)

Bana sık sık sorulan sorudur, müslüman olmamı sağlayan şey neydi? Bu ‘’bir şey’’ beni Islamın hakikat olduğuna beni ikna etmişti. Dürüst olmak gerekirse, çok fazla tesadüf, düşüncelerimi kurcalayan sohbetler, inanılmaz insanlar ve karşılık bulmuş yalvarışlar vardı. Bu aklımda dönüp duran ve görmezden gelemediğim ‘bir şey’ Kuran’dı.

Bir Hristiyan olarak bana öğretilen şey Tanrı’nın kendi sözlerini koruyup, muhafaza edeceğiydi.(Psalms 12:7) İslamı daha fazla öğrenmeye başladıkça, Kuran’ın diğer peygamberlere verilen mesajların nasıl devamı olduğunu ve gerçekten bu mesajın korunduğunu öğrendim. 1400 yıldan fazladır değiştirilmemişti ve hala öz dilinde bulunabiliyordu. Dünya çapında milyonların hafızasına işlemiş bu kitap tahrip edilse bile, mesaj yaşamaya devam edecektir. Bu bana inkar edilemez bir kanıt haline geldi. Tanrı’nın sözünün alameti. Bu farkındalık ile eğer Kuran’ı hakikat olarak kabul edersem, içinde yazan emirlere uymam gerektiğini biliyordum. ‘Sadece inanıyorum’ diyip hiçbir şey değişmeden öylece kalmayı istemedim.

Eğer Tanrı’nın sözünü tüm insanlık için muhafaza ettiğine inandıysam, onun evrensel bir mesaj olduğuna ve ona sadık kalmam gerektiğine de inanmalıydım. Tanrı’nın buyrukları, her ne kadar bazı emirler zorlayıcı gözüksede, dinin gereklerine göre yaşamak istedim. Bazı zorlukların canımı yakmadığını veya kaldırılabilir olduğunu söylersem yalan söylemiş olurum, (Bunların bazılarından gelecekte bahsedeceğim) ama bilgiye açtım. Müslüman olduktan sonra, öğrenebildiğim kadar öğrenmeyi elimden geldiğince en hızlı bir şekilde ve tutkuyla istiyordum. Diğer müslümanlar ‘ağırdan al’ mam gerektiğini söylediklerinde üzülüyordum. 22 yaşında anasınıfına giden biri gibi hissediyordum, oysa ki istediğim tek şey bu zamana kadar eksik olan şeyleri tamamlamaktı. Yüce hedeflerim ve elimde çokça zamanım vardı. Kendimi sohbetlere, derslere, kitaplara ve diğer kaynaklara gömmüştüm. Kendime gelecekte iyi bir müslüman nasıl olunur öğrenmek ve bu hedefe ulaşmak için sözler verdim ve sonrasında başıma gelen hayat oldu.

Evlilik, üniversitenin son yılları, çocuklar, okyanuslar ötesine taşınmak, daha fazla çocuk sahibi olmak… Sorumluluklarım dramatik bir şekilde artmıştı. Kanada’da, düzenli buluşmaların, konferansların, derslerin, sistematik çalışmaların olduğu aile dostu toplumsal camiler tarafından destekleniyor ve eğitiliyordum. Türkiye’ye geldikten sonra, yalnızlık, dili konuşamamak (çalışma grubu bulmuş olsam bile), aile dostu olmayan camiler (yani çok az sayıda aile dostu olan cami var) ve nereye gidersem gideyim yapmaya çalıştığım şeyi yanımdan ayıramayacağım çocuklara yapmaya çalışmak.

Yavaş yavaş inancım diplere gömüldü.Uzun bir süre görmezden gelmeye çalıştım. Kendime çocuk büyütmeninde bir ibadet şekli olduğunu hatırlatmaya çalıştım. Sonunda onlara sunduğum islami öğretilerin azaldığını farkettim, zaten boş bir kaseden bir derya nasıl akabilirdi?

Kuran’da en sevdiğim ayetlerden biri şudur.(3:103) ‘ ve yine ateş çukurunun tam kıyısında bulunuyorken, sizi ona düşmekten O korudu.’ Her zaman bu ayetin benim için yazıldığını hissetmişimdir… ‘Benim ayetim.’ Kaybolmuştum ve Tanrı beni kurtardı. Beni gördü ve kurtardı ama özellikle geçtiğimiz yıl kendimi bu hediyeyi neden israf ettiğimi düşünmekten geri alamadım. Tanrı için ne yapıyordum? Hevesli, bilginin peşi sıra koşan ben çok uzaklara gitmişti artık. İçimde çok büyük bir boşluk, imanımda hayal edilemez bir düşüş ve bunun için bir çözüm yolu bulamayış vardı. İnsanlara hangi derslere gittiklerini soruyor ama kayıt olmak ve bir kaç derse katılıp bırakmaktan başka bir şey yapmıyordum. Onlara ne kitaplar okuduklarını soruyor ama asla onları okumuyordum. Hiçbir şey işe yaramıyordu ve dürüst olmam gerekirse sorunun gerçekten ne olduğunu farkedene kadar da hiçbir şeyde işe yaramadı.

Farketmiş olduğunuz kadarıyla, en sevdiğim ayet şöyle devam ediyor… ‘ ve Allah’ın ipine sımsıkı tutunun.’ (3:103) Bazı alimler ‘ip’ olarak kastedilen şeyin Tanrı’nın sözü olan Kuran olduğunu söylüyorlardı.

Kendimi çok kaybettiğim, nereye doğru bir istikamet tutmam gerektiğini bilmediğim veya ‘o eski hissi’ nasıl geri kazanacağımı kestiremediğim zamanlarda bile, en belirgin çözümü görmeden diğer çözüm yollarında elime hiçbir şey geçmeden yürüdüm durdum. Kendimi düzeltmemde beni cesaretlendirecek, bana öğretecek veya beni motive edecek birilerini beklemeye devam ettim. Oysa ki bütün cevaplar karşımda duruyordu. Tanrı ‘ seni kurtardım, bir hayat çizgisine bıraktım, şimdi onu kullanmanın zamanı diyordu.’

Elde edilen bilgiler ışığında, islamın başarılı alimleri öğrencilerine her zaman Kuran’ın öncelik olduğunu söylerler. Derler ki, ilk olarak Tanrı’nın kitabını öğren, O’nu anla ve sonra dinin diğer ilimlerine geçiş yap. Toplumumuzun liderlerini de bu standartlara göre seçiyor olduğumuzdan, bunun önemini varın siz düşünün. Tanrı’nın sözünün bilgisine sahip olan kimseleri seçiyoruz.Bir yerlerde odağımı ve iyi olan muhakeme gücümü kaybetmiştim. Kuran’ı hayatımın önceliği yapmamıştım. Kitabı ingilizce okuma konusunda henüz kararsızken, arapçası içime işlemiyor, kalbimi ürpertmiyordu. Yavaş yavaş son yıllarda biten derslerimin ardından imanımın zayıfladığını ve Tanrı’ya karşı uzaklaştığımı hissediyordum.

Yalnız hissettikçe yalnızlaşıyordum ve O’nunla olan ilişkimi neden değiştiremiyorum diye sürekli kendimi sorguluyordum. Benim sorunum neydi? Fakat bazen yalnız hissettiğinde, kendine şunu hatırlatmalısın ‘Tanrı etrafında olan herkesi gönderdi ve böylece sadece O ve sen varsın.’ (Rumi) Ona giden bütün çözüm yollarına bakmıştım ama en belirgin olanı gözden kaçırmıştım. Yalnız hissetmiştim ama Tanrı bir söz vermişti, ‘ Bana bir adım gelene, ben 10 adım gelirim. Bana yürüyerek gelene, ben koşarak gelirim.’ (Sahih Muslim) Hayat çizgim oradaydı… Yapmam gereken şey sadece bir adım atmaktı.

*İbrahimi inanç sistemine mensup olan, Arap dili kullananlar , Yahudiler ve Hristiyanlar için ‘Allah’ kelimesinin anlamı ‘Tanrı’ dır. Bu paylaşımımda genel olarak ‘Tanrı’ kelimesini kullandım. Kullanılan terimler değiştirilebilir ve gelecek paylaşımlarda kullanılabilir.

(Çeviri: Rumeysa Ezber)

Yorumlar

avatar

Menü

Benzer Yazılar

A Letter to My Daughters

بسم الله ألرحمن ألرحيم  To my daughters: My dear daughters, I am so blessed that Allah chose me to be your mother. Just thinking about it makes

Read More »

Wasat

We live in a time where we depend on social acceptance and “likes” to validate our efforts. So what happens when we are alone with

Read More »

Wasat (Türkçe)

Öyle bir dönemdeyiz ki, yaşantımızı başkalarının sosyal kabulleri üzerine kuruyor ve aldığımız “like”ları gayretlerimizin karşılığı olarak görüyoruz. Peki başkaları ve “like”ları olmayıp, kendi başımıza kaldığımızda

Read More »

May 14th Muslima

On May 14th I will have been Muslim for 14 years. How fast that time has passed.  Every May 14th I always experience a similar

Read More »